27
Haz

Anadolu insanı her daim mertçe fikrini ortaya koyar işte. Arenalardaki siyasetçilerin ne kadar başarılı oldukları, ne kadar sevildiklerini harika bir anlatım şekli işte. Eski bir karedir büyük ihtimalle. Ama görünce fena keyif aldım.

23
Haz

Vatan Gazetesi’nde bugün yayınlanan habere göre;

KARS’a gelen bir grup Ermeni turist, camiye çevrilen tarihi 12 Havariler Kilisesi’nde ayin yapmak istedi, ancaka İl Müftüsü İlyas Serenli izin vermedi. Turistlerin Kümbet Camisini sadece ziyaret edebileceklerini belirten Müfü Serenli, “Camide ayin olmaz. Ayin yapacaklarsa kilisede yapsınlar. Camide namaz kılınır, ibadet yapılır. Biz nasıl onların kiliselerinde namaz kılmıyorsak onlar da bizim camilerimize gelip ayin yapamazlar” dedi.

Kars Kalesi’nin eteğinde bulunan ve bin yıldır sürekli el değiştiren tarihi 12 Havariler Kilisesi, Ermeni Bagratid Karlı Abbas döneminde 932-937 yılları arasında yaptırıldı. Kars’ın 1579 yılında Osmanlılara geçmesi üzerine 12 Havariler Kilisesi’nin adı da, Kümbet Camine dönüştürüldü. Kent 298 yıl sonra Rus güçlerinin eline geçince, Kümbet Camii de yeniden kiliseye çevrildi ve bu dönemde `kale başkilisesi’ olarak anıldı. Kars, 1917′de yeniden Türklerin eline geçince, kilise yine camiye çevrildi. Türkler 1918 yılında geri çekilmek zorunda kalınca, cami tekrar kilise yapıldı. Ve Türklerin 1920′deki zaferiyle, kilisenin kapısına kilit vuruldu. 1964 yılına kadar metruk kalan kilise, bu süre içinde benzin deposu olarak kullanıldı, alkoliklerin mekanı haline geldi. Kilise, 1964 yılında eski eserleri koruma ve müze memurluğu bünyesinde müze olarak hizmet vermeye başladı. Müzenin 1978′de yer değiştirmesiyle, kilise 1993′e kadar terk edildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1993 yılında kiliseyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretti. Böylece kilise, yıllar yine cami olarak kullanılmaya başlandı ve adı yine Kümbet Cami olarak değiştirildi.

Geçen yıl restorasyonu yapılan Kümbet Camii’nin iç kısımlarındaki kubbeler boyandı ve çevre düzenlemesi yapıldı. Hasan Harakani Külliyesi’nin sınırları içerisine dahil edilen caminin etrafından yüksek duvarlar örüldü.

Ancak mahalle sakinlerin bir bölümü ise `kilisede namaz kılınmaz’ diyerek Kümbet Camii’ne gitmiyor.

Mahalle sakinleri kale eteğindeki Ulu Cami dışında açık olan 4 camiden özellikle Evliya Cami ile Abdi Ağa Camii’nde namaz kılmayı tercih ediyor. Kiliseye çevrildiği için Kümbet, küçük oldukları gerekçesiyle de Ali Ağa ve Vaizoğlu camilerinde, çoğu zaman sadece imam ve müezzin namaz kılıyor.

İl Müftüsü İlyas Serenli, turistlerin Kümbet Camisini sadece ziyaret edebileceklerini belirterek, “Camide ayin olmaz. Ayin yapacaklarsa gidip kilisede yapsınlar. Camide namaz kılınır, ibadet yapılır. Biz nasıl onların kiliselerine gidip namaz kılmıyorsak onlar da bizim camilerimize gelip ayin yapamazlar. Ziyaret edebilirler. Ama orada `biz ayin yapmak istiyoruz’ derlerse buna müsade etmeyiz” dedi.

Serenli, bir bölgede 5 caminin bulunmasıyla ilgili olarak da, “O bölgede 5 cami var. Ulu Cami tadilata olduğu için kapalı. Diğerleri de, orası eski Kars olduğu için geçmişte mahalle mescidi gibi yapılmış. Ama oranın bizim için bir misyonu var” diye konuştu.

Şaka gibi haberlere devam. Sayın Müftü cümleyi başından sonuna kadar bir kağıda yazsa; kendi cümlesi içinde kendi kendine çelişkiye düştüğünü, tutarsızlığını görecektir eminim.

Fotoğrafa bakınca akla hemen yanında Camii varken neden kiliseyi de kapatıp camii yapılır ki? sorusu geliyor.

Ama işte nice alimleri kör eden bir misyonerlik hadisesi var ki “Ama oranın bizim için bir misyonu var” açıklamasından da Sayın Müftünün gözlerinin kapandığı anlaşılıyor.

Gülsem mi, ağlasam mı bu memleketimin haline…

23
Haz

Darbeye karşı ‘DurDe’ girişimi

İSTANBUL - Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu “DurDe Girişimi” tarafından Beyoğlu’nda, “Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Yürüyüşü” düzenlendi.
Yürüyüşe katılmak için İstiklal Caddesindeki Tünel girişinde toplanan ve beyaz eldiven takan grup, ellerini havaya kaldırarak düdük çaldı.
Çeşitli dövizler taşıyarak Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen gruba çevreden bazı vatandaşlar da katıldı.
Zaman zaman oturma eylemi yapan ve çeşitli sloganlar atan grubun yürüyüşü, katılımın artması nedeniyle Taksim Meydanı yerine Galatasaray Lisesi önünde son buldu.
Gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak, sanatçı Lale Mansur ve ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı’nın da aralarında bulunduğu gruptakiler adına basın açıklamasını ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın sanatçı eşi Zeynep Tanbay okudu.
Tanbay, “Bugün darbelere, tüm darbe girişimlerine karşı ses çıkarma günü. Bundan sonra yaz günü, kış günü, sonbahar akşamı, kış sabahı fark etmeden darbeye karşı ses çıkarmaya devam edeceğiz. Darbeye karşı Türkiye’nin her yerinde sokaklarda olacağız” (aa)

Radikal Gazetesinden bir haber…

Küçük Amerika hayallerini bir tarafa bırakıp küçük İran olma yolunda emin ve kararlı adımlarla hareket ediyoruz. İran’da devrimden önceki zamanı hatırladım katılımcıları görünce…

Ne adına yürüyorlarmış / yürüyeceklermiş?

Özgürlük adına, demokrasi adına…

Son zamanlardaki modamız Haydi Silahlı Kuvvetlere saldıralım, iftira atalım, olmadı çamur atalım izi kalır belki. Taraf adındaki gazete bu saldırıların başını çekmekte…

Tamam, kimse askeri darbe olsun istemez bu ayrı bir konudur. Ama yukarıdaki habere bakınca, katılımcılara bakınca nasıl güdümlü bir hareket olduğu aşikar.

Nazılı Ilıcak ve Zeynep Tanbay. Her ikisi de birbirine dönüp bakmamış mıdır? Aynı şeyleri mi istiyorlar gerçekten?

Düşmanımın düşmanı dostum mudur?

Şaka gibi…

20
Haz

BM: Tecavüz bir ’savaş silahı’

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, tecavüzün bir savaş taktiği olarak kullanılmasına son verilmesini istedi.
Konsey, sorunun uluslararası barışı tehdit edecek kadar ciddi bir hal aldığını vurguladı.
Oturumun başkanlığını yapan Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, dünyanın, cinsel şiddetin artık kadınların yalnızca sağlığını ve güvenliğini değil, ülkelerinin ekonomik ve sosyal istikrarını da derinden etkilediğini kabul ettiğini kaydetti.
Kadın örgütleri kararı tarihi bir adım olarak niteledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, çatışmaların yaralarını sarmaya çalışan bazı toplumlarda kadınlara yönelik şiddetin tarif edilemez boyutlarda yaşanmış olduğunu belirtti.
BBC muhabiri Laura Trevelyan’ın haberine göre, Çin, Rusya, Endonezya ve Vietnam müzakereler sırasında, tecavüzün BM Güvenlik Konseyi’nin ele alması gereken bir sorun olup olmadığına ilişkin çekincelerini ifade etti.
Ancak ABD’nin sunduğu tasarı konseyin 15 üyesinin oybirliğiyle kabul edildi
Tartışma sırasında söz alan konuşmacılar, eski Yugoslavya, Darfur, Kongo, Ruanda ve Liberya’yı cinsel şiddetin büyük boyutlarda uygulandığı bölgeler olarak sıraladı.
Birleşmiş Milletler’in Kongo’daki eski komutanlarından general Patrick Cammaert, BBC’ye, tecavüzün bölgedeki etkilerini bizzat gözlemlediğini anlattı.
Tecavüzün çok etkili bir silah olduğunu ve toplulukları tamamen yıkıma uğrattığını vurgulayan Cammaert, ”Erkeğin önünde yapıyorsunuz, erkeği ve kadını cezalandırıyorsunuz” dedi.
BBC muhabiri Trevelyan, yalnızca Kongo’da günde yaklaşık 40 kadının tecavüze uğradığını aktarıyor.
Bazı kadınların kendilerini korumakla görevli barış gücü askerlerinin tecavüzüne uğradığı da sıklıkla dile getirilen iddialar arasında.

Yine müdavimi olduğum BBC den bir haber… Öncelikle; kararın alındığı ve bu konuya dikkat çekildiği için Birleşmiş Millete teşekkür etmek gerek.

Ama işin tuhaf ve eksik tarafı bu kararın önerisinin ABD ‘den gelmesi ve Irak’tan hiç bahsedilmemesi. Son zamanlarda bir çok kaynaktan Irak’ta yaşananlar konusunda enterasan haberler basında yayınlanıyordu. Ülkemdeki kadın-erkek ilişkisine benziyor bu. Hani kocamdır döver de sever de muhabbeti.

19
Haz

Radikal’in haberine göre;

Tuzla’da onlarca insan yaşamını yitirdikten sonra, “Ölmek istemiyoruz” diyerek sadece bir günlüğüne yapılan greve katılan Niyazi Tepeli adlı tersane işçisi anında işten çıkartıldı.

Tuzla’da grev komitesinde de yer alan Niyazi Tepeli adlı işçi, ‘işyerinde grevi örgütlediği’ için atıldığını savunup tersane önünde oturma eylemi başlatırken, işyerinin sahibi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İlçe Başkanı Hasan Uzunyayla ise Tepeli’nin ‘huzursuzluk’ çıkardığı için işten çıkarıldığını söyledi.

İlk etapta iki açıklanma da tam tersini gösteriyor gibi geliyor ama aslında işveren ile çalışan gayet aynı şeyleri söylüyor. Sayın Uzunyayla işyerinde grev olmasını huzursuzluk olarak görmüş olabilir. E kolay değil tabi onca gürültü, iş bırakma hadisesi, davullu zurnalı halaylar. Bunlar para kazanmayı sekteye uğratan huzursuzluk verici işler. Nasıl olsa kontrol eden yok, basayım tekmeyi onu görenlerde benim işyerimde bir şey örgütleyeceği zaman iki kere düşünsün, başım ağrımasın, oh ne rahat, lüküs hayat.

Sosyal demokrat geçinen ana muhalefet partisinin yönetim kadrosunda bu zihniyetli yöneticiler olduğu sürece daha çok bekler halkım çalışma hayatındaki hakkı hukuku. Rahmetli Kemal Sunal’ın bir filminde dediği gibi “onlar sendikalıysa bende Harran’lıyım” misali sendikalaşmaya bu kadar yabancı oluruz. Hakkımızı aradığımızı zanneder, ama hiçbir hakka sahip olamayız.

Gerçi Türkiye’deki sosyal demokrat anlayışı da çok enteresandır. İstisnalar tabiki kaideyi bozmaz ama genelleme bakidir her daim. Bütün gün sosyal demokrasiden bahsedip kendince devrimler yapan, fırtınalar estiren bir sosyal demokrat evine gittiğinde hiç de demoktasi ile alakası olmayan hal tutum içine girebiliyor. Standart sorunumuz işte…

Yüzeysellik…

Eski bir tabirle sabun köpüğü…

Yüzeysellik neden / nereden bu toplumun üstüne yapıştı kaldı ?

Cevaplar belli ama bunu ayrı bir yazı konusu yapmak lazım… konu üzerine bir iki tane cümle yazayım bakalım kulağınıza tanıdık gelecek mi…

“Yollar yürüye yürüye aşınmaz”, “Benim memurum işini bilir”, “Dün dündür Bugün bugündür”…