26
Ağu

Sonunda merak ile beklediğimiz sualtı fotoğraf denemelerimizin baskısını yaptırabildik. Yukarıda da göreceğiniz, tatil yörelerinde bakkallarda marketlerde 30 Ytl civarında bulabileceğiniz makina ile ilk kez çekim yaptık. Çekimi yaparken bir miktar tuzlu suyu yutmayı unutmadık. Çok eğlenceli çekimler oldu, beklediğimden daha kaliteli sonuçlar alabildik. Takdir ettim, tavsiye ederim…

12
Ağu

Vikipedi, özgür ansiklopediye göre;

Ardıç, üremesi bir başka türe bağlı bir ağaç türü. Ağaç tohumlarını yere döker ancak bu tohumlar bir ardıç kuşu (Karatavuk) tarafından yenmedikçe hiçbir işe yaramaz. Ardıç kuşunun sindirim sisteminde ardıç ağacının tohumlarının kabukları açılır. Ardıç kuşu dışkısı ile birlikte toprağa karışan tohumlar tutar.

Latince Adı Juniperus Communis’tir.

Başka bir konuya dikkat çekmek istedim. Geçtiğimiz hafta Konya’daki kaçak Kuran kursu faciasında ( ki bu başlı başına ayrı bir yazı konusu ) ufak bir ayrıntı vardı. Yıkıntının yakınındaki bir Ardıç Ağacından bahsedilmekteydi ve bu ağacın 2600 yaşında olduğu yazılmıştı. Ben de merakımı cezbettiğinden biraz araştırma yaptım. Meğersem eski Türk Mimarisinde hatrı sayılır bir kullanımı varmış ardıç ağaçlarının. Kuvvetli olmasından ötürü yapıların taşıyıcı bölgelerinde kullanılırmış. Tesadüfi olarak Kütahya’da gördüğüm bir ev inşaatında da bunu gördüm.

Ne varsa doğada var…

12
Ağu

Yıllardır bilişim sektöründe çalışanlara ait sendika olmamasından dem vururdum. Bu sektörde çalışan bizlerin hakkını savunacak bir oluşumun olması gerekliliğini düşüdüm durdum. Hatta bir ara ciddi araştırmalar yapıp sendika kurmanın şartlarını dahi öğrendim. Gerçi sendikalaşamamızın nedenlerinden biri aldığımız iyi para ve haklardı. Ama artık kurallar değişti. Eskisi gibi para ve haklar verilmiyor bilakis verilen haklar geri bile alınmaya başlanmış durumda. Bu da bireysel olarak kötü haber olsa da toplu düşünme ve hareket etme gerekliliği açısından iyi bir haber.

Bir iyi haber de IBM-Türk’ten geldi. Cumhuriyet Gazetesinin haberine göre çalışanlar arasındaki gelir farklılıkları, hak istemleri gibi konularda toplu hareket etme yoluna gidilmiş hatta sendika çalışmaları başlamış. Firma ile mahkemelik bile olmuşlar ve halen mahkemeleri devam etmekteymiş. Kulağa çok hoş gelen bir eylem planı içindelermiş. Second Life oyunu platformunda yer kiralayıp, karakterler oluşturup sanal grev yapacaklarmış. Bilişim çalışanlarına uygun yenilikçi bir hareket olmuş. ( Ayrıntılar için;  http://bilisimsendikasi.org/ )

Teknoloji geliştikçe enterasan gelişmelere şahit olabiliyoruz.

Gelecek şaşırtıcı yeniliklere gebe…

Bir heyecan var içimde…

12
Ağu

Aynı anda 100 bin insanın 6 bin derece ısıda yanması.

Aynı anda 100 bin insanın 6 bin derece ısıda yanması..

Aynı anda 100 bin insanın 6 bin derece ısıda yanması…

Bu vahşet insan olanın içini burkuyor. Boğazım düğümleniyor aklıma geldikçe, konu hakkında yazı okuyunca.

Neden  ve Nagasaki seçildi de daha fazla yerleşim olan Tokyo seçilmedi sorusuna cevap olarak bir iddia okudum. Hiroşima ve Nagasaki dağlar arasında çukur olan bölgedelerde ve bomba patlatıldığında çanak görevi yaparak yıkımın daha şiddetli olması için seçilmiş. Bomba 580 metre yukarda patlatılarak azami yıkım sağlanmış. Bu iddia işi dahada vahşi hale getiriyor.

“little boy” ve “fat man” kelimelerini duyunca midem bulanıyor.

Sorumluları ne düşünüyor acaba ?

Yıllar sonra yıldönümünde acıyı kalbimde yine hissettim. Aklım hayalim nutkum almıyor bir anda o kadar insanın öldürülmesi ve öldürenin yanına kar kalması. Gerçi hiç bir intikam, gideni geri getirmez. Çarenin olmadığı bir durum işte.

Hiroşima ve Nagasaki ile ilgili mini bir galerimi rapidshare’e upload ettim. Şifresizsir ve ilginize sunulmuştur.

http://rapidshare.com/files/136665511/hirosima.rar

Tatildeydim yazı bir kaç gün geç oldu ama olsun.

12
Ağu

2 yıldan beri tatil yapmamış biri olaraktan tatile çıkıvereyim dedim. Yol üstünde olan Kütahya’da Germiyan Sokağına uğradık, aynı sokaktaki bir konakta misafir olup çini nasıl yapılır öğrendik. Daha sonra bütün Kütahya’yı görebileceğiniz Kalesine gittik, semaverde çay içtik, nargile fokurdattık, serin ve temiz havayı cigerlerimize doldurup Kütahya’ya şöyle bir tepeden baktık. Yolu Kütahya’ya düşene tavsiye ederim. Kütahya şirin bir ilimizmiş. Evleri 2 - 3 katlı ve eski dokusunu korumayı başarmış. İnsanları da evleri gibi sıcacık. Evliya Çelebi Müzesine maalesef vaktimiz olmadığından uğrayamadık. Kim bilir belki bir dahaki sefere vaktimiz olur.